MAKALELER

KORONAFOBİ
KORONAFOBİ

"Koronafobi" Virüsten Daha Hızlı Yayılıyor

 

Koronavirüs salgınının neden olduğu korku ve kaygı, ruh sağlığı için büyük risk oluşturuyor. Salgının ne kadar süreceği konusundaki belirsizliği ve binlerce insanın ölümüne neden olduğu gerçeğini saplantı haline getiren kişinin yaşadığı kaygı, salgınla birlikte yeni bir korku tablosunu da ortaya çıkardı. 

Pandeminin neden olduğu kaygılı düşünce maalesef zihinlerde koronavirüsten daha hızlı yayılıyor. Bazı kişiler, Covid-19 ve virüsten korunma yollarına aşırı odaklanma sonucu abartılı ve anormal davranışlar sergileyebiliyor. Korku, panik, çaresizlik, umutsuzluk, belirsizlik ve öfke duyguları arasında gelgitler yaşayan kişinin ruh sağlığı da olumsuz etkileniyor. “Karantina ne kadar sürecek?”, “Temel ihtiyaç maddelerini temin etmede sıkıntı yaşar mıyım?”, “Okullar tekrar açılacak mı?”, “Hastalığa yakalanırsam sağlık hizmetlerinden nasıl yararlanacağım?”, “Salgınla bozulan ekonomik dengeler ne gibi olumsuzluklara yol açacak?” gibi birçok cevabı belirsiz soru zihinleri meşgul ediyor.

LİTERATÜRE YENİ BİR KAVRAM GİRDİ: “KORONAFOBİ”

İnsanlar koronavirüsün ortaya çıkardığı kaygı ile baş etmek için neler yapmalı?

Duygularımızı ortaya çıkaran, olaylar karşısında ne düşündüğümüzdür. Yani yaşadığımız olayı nasıl yorumladığımızdır. Salgının fobi noktasında yoğun kaygı yaratmasının sebebi kişilerin hastalıkla baş edemeyecekleri ve öleceklerini düşünmeleridir. . Düşünün her an bir yerden size mikrop bulaşıyor ve hastalanıp acı çekip ölüyorsunuz. Kim bu hastalığı bu şekilde yorumlarsa “Korona, ölümdür.”; üstelik de tehlike her an her yerden gelebilir. Yoğun korku hissi sonucu stres hormonlarının salgılanması ile çarpıntı, terleme, titreme, tansiyon yükselmesi gibi bedensel belirtiler ortaya çıkabilir. Bu insanoğlu ile beraber tüm canlılarda da olan hayatı tehdit eden durumlar için “Tehlike altında kaç ya da savaş” programının bir sonucudur. Burada birinci basamakta en önemli nokta doğru bilgi edinmeyi sağlamaktır. Bugünkü bilgimize göre; Nihayetinde virüs bulaşmış 100 kişinin 80’i hiçbir şikayeti olmadan geçiriyor, 15’i basit grip belirtileri ile 5’i ise zatürre olup ağırlaşırsa yoğun bakıma ihtiyaç duyuyor. 500 hastadan 1’i ölüyor. Ölecekseniz de yaşlı olacaksınız, ciddi kronik bir hastalığınız olacak, bağışıklık sisteminiz iyi çalışmayacak vs. Ölmeniz de garanti değil, bu arada iyi bir tedavi ile iyileşme olasılığınız da oldukça yüksek. İşte bu veriler gerçek bilimsel veriler. Yine de anksiyetenizi kontrol altında almakta zorlanıyorsanız bir koltuğa oturun ve en son ne zaman kendinize ve ailenize bu kadar zaman ayırabildiğinizi düşünün. “Evet hastalanabilirim ama çaresiz değilim. Kendime ve yakınlarıma iyi bakarak, doktora başvurarak, gerekli tedaviyi yaparak tabii ki hayatta kalabilirim.” Öleceğim düşüncesi ile korkuya teslim olmak mı, yoksa zamanı fırsata çevirmek mi? Mutlaka kendimize bu soruyu soralım

PANDEMİ SONRASI DA SARILMAK TEDİRGİN EDECEK

Korona vakalarının ülkelerde görülmesi ve hastalığın yayılımındaki hızlı artış bireysel ve toplumsal olarak ne tür obsesif davranışlara neden oldu?
Birçoğumuz gün içinde mikrop bulaşma korkusu ile gereğinden fazla el yıkamaya fazla deterjan ya da çamaşır suyu kullanmaya başladık bile. Biz Türk toplumu olarak dokunmayı severiz. Sevgimizi dokunma yolu ile ifade ederiz. Pandemi sonrası sanırım tekrar sarılmak veya öpüşmek uzun bir süre herkesi tedirgin edecek.

EBEVEYNİN KAYGISI ÇOCUĞA GEÇER

Çocuklar bu sürecin olumsuz etkilerini en çok hisseden kitle oldu. Okullar tatil edildi ve evlerinde karantinaya girdiler. Sokağa çıkmaları kanunen yasaklandı. Çocuklar bu süreci nasıl yaşıyor ve süreci ruhen en hasarsız şekilde atlatmaları için neler yapılmalı?

Çocuklar neyden ne kadar korkacaklarını ya da olaylara nasıl tepki vereceklerini ebeveynlerini seyrederek taklit yolu ile öğrenirler. Eğer ebeveyn çok kaygılı bir yapıya sahipse sürekli dışarıdan gelecek birtakım risklere karşı çocuğunu uyarıyorsa ya da mikrop bulaşacak gibi bir takıntı ile sürekli temizlik yapıyorsa tabii ki ebeveyn ile beraber çocuklar da geçmişten öğrendikleri şekilde aşırı korku tepkisi vererek bu olayı karşılarlar. Bu sebeple çocuklarımıza makul bir şekilde yaşına uygun olarak neden dışarı çıkamayacaklarını anlatmalıyız. Anlatırken de mutlaka biz sakin olmalıyız. Ailelerin çocuklarıyla birlikte koşuşturma olmadan geçirecekleri zaman, evde ortak bir yaşam oluşturma, birlikte yemek yapma, bulaşık yıkama, sorumlulukları paylaşma vs. çocukları ebeveynlere yakınlaştırır ve birbirlerini daha iyi tanıma ve anlamalarını sağlar. Bunun yanında içeride kapalı kaldıkları süre boyunca da normal rutin hayatlarına devam etmeleri için çaba harcamak gerekli. Uyku-uyanıklık döngüsünün bozulmaması önemli, iletişim araçları ve bilgisayarlarla müze gezisi gibi birçok sanal etkinlik yapmak mümkün. Çocuklar bu süreyi keyif alacakları hobileri yapmak, kitap okuma alışkanlıklarını geliştirmek ve ebeveynleri ile sıcak ve yakın ilişki kurmak için kullanabilirlerse bu altın değerinde bir hediye olur.
 Koronavirüs karşısında en büyük riski taşıyan 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı bulunanlar ne gibi kaygı problemleri yaşıyor?
Bu yaş grubu gerçekten risk altında ve bu sebeple aşırı endişe hali bu dönemde kronik hastalıkların, hipertansiyon ve şeker gibi hastalıkların alevlenmesine yol açabiliyor.

 

Sorularınız için bizlere ulaşabilirsiniz

Randevu Al